
Dün gece, muhteşem bir geceydi. Ama maçın ilk yarısında, "bu maç bizim maçımız olmasa izlemezdim. Bizim maçımız olduğu halde, bu kadar önemli bir maç olmasaydı yine izlemeyebilirdim..." diye düşünürken, maç bittiğindeyse, "bu maçı kaçırsaydım çok, ama çok üzülürdüm" diye düşünüyordum. Coşku doruktaydı.
Bu maçın son 15 dakikasında neler oldu onu da pek anlamış değilim. Aslında bunu anlayan da yok:) Herkes kendince bişeyler söylüyor. Hatta Fatih Terim'in de bişey anladığını sanmıyorum. Şans da yanımızdaydı, bunu da teslim etmek lazım.
Bu maçın böyle olmasında, Çeklerin Portekiz maçının son dakikasında yedikleri golün de çok etkisi var. Eğer o golü yememiş olsalardı, gruptan çıkmak için beraberlik yetecekti, penaltılara gidilmeyecekti. Dolayısıyla maç 2-1 e geldikten sonra, ya 2-2 olursa stresine girmeyeceklerdi. Çünkü beraberlik de yetecekti onlara. Fakat beraberlik yetmediği için bu strese girdiler ve ne olduysa ondan sonra oldu. Beraberlik golü de, galibiyet golü de geldi bizim için. Artık o decece abondone olmuşlardı ki, maç biraz daha uzasaydı daha da atardık...
Maçın ikinci yarısının ikinci yarısında herkes iyi oynadı. Arda, Nihat, Hamit ve Sabri bir başkaydılar.
Hamit üç golün de pasını verdi.
Ama ne zaman?
Orta sahaya geçtikten sonra:)
Neysee... girmeyelim bu konulara.
Kazanan her zaman haklıdır. Dolayısıyla Fatih Terim de haklı.
Ama neden maçın son 15 dakikasına kadar onu sağ bekte oynattığını anlamak da evrenin sırrını çözmek gibi bişey:)
Devre arasında ne demişmiş... Herkes bunu merak ediyor.
Hamit orta sahaya geçti, futbolcular da kafalarına göre takıldılar, şans da yardım etti, sonuçta olan bu.
Taktik mi, ne taktiği!
Ya herro, ya merro taktiği...
Ama biz "yürü aslanım, hadi koçum, vatan millet sakarya" edebiyatına o kadar alışmışız ki, devre arasında Fatih Terim'in yine böyle dediğini ısrarla duymak istiyor insanlar.
Neymiş,
Devre arasında, "yenilmekten korkmayın, çıkın oynayın..." demiş.
İyi de kardeşim, maçın tamamı için bunları söylemek çok mu zor?
İlla uçurumun kenarına gelmek mi gerekiyor.
Ya Çek kaleci o hatayı yapmasaydı...
Ya karşı takımın hocası yönetim zaafiyeti göstermeyip de, Koller'i çıkarıp yerine Milan Baros'u alsaydı...
Biz bu kupayı kazanabiliriz. Galiba da kazanacağız.
Kazanırız ama, bu kafayla gidersek, 2002'den 2008'e kadar geçen sürede olduğu gibi yine bir kaç turnuvaya da katılamayabiliriz.
Kolay eleme grubundan bile, olmak olmamak maçları oynayarak ne zorlukla çıktığımızı unutmayın.
Bizim insanımız bu olmak olmamaktan beslenmeyi çok seviyor.
Baştan sona belli bir çizgide oynadığımız tek bir maç yok.
Plan, program, taktik maktik, rasyonalite hak getire...
Herşeye rağmen kazanmak çok güzel. Bu coşkuyu yaşamak çok güzel. Emeği geçen herkese çok teşekkürler...