28 Haziran 2008 Cumartesi

Yerel Armut Çeşitlerimizden Bir Diğeri "Süleyman Hoca Armudu"

Yerel armut çeşitlerimizden bir diğeri de "Süleyman hoca armudu" dur. Burada, orak armudu ve kaba nifili armudundan sonra sezonun üçüncü sırada yetişen armududur. Çok güzel bir kokusu ve tadı vardır. Ticari olarak üretimi yapılmaz. Tarla kenarı, yol kenarı, sınır gibi yerlerdeki çöğürlere aşılanmış olarak bulunurlar. Bu bahsettiğim yerlerde düzensiz olarak dağılmışlardır ve sayıları da gün geçtikçe azalmaktadır.

26 Haziran 2008 Perşembe

İşte Bizim Milli Takımımız

Almanya karşısında hem çok güzel oynadılar, hem de goller attılar. İşte bu... İşte bizim milli takımımız bu...
Daha önceki maçlarda son dakikalarda attığımız gollerle kazanıyorduk. Fakat bu defa 85. dakikada attığımız gol sonumuz oldu. Çünkü o golü atınca, "tamam, bu işi yine yaptık" dedik ve daha önce her maçtan sonra "maç 90 dakikadır, hakem son düdüğü çalmadan maç bitmez" diyen biz, maçın 90 dakika olduğunu unutuverip, maçın uzatmalara gittiğini düşündük. Bir kısmımız da Çek Cumhuriyeti maçında olduğu gibi, 3. golü atıp, uzatmaya götürmeden işi bitirebiliriz diye düşünürken, o karışıklıkta, Sabri ve Kazım'ın rezil ettiği Lahm'ın golünü gördük ağlarımızda. Geride kalan süre bir mucizeye daha yetmedi ve bu rüya da burda bitti...

Bize rüya gibi bir turnuva yaşatan, bize bu rüyayı yaşatan herkese çok teşekkürler...

23 Haziran 2008 Pazartesi

Bağın İçinde Gezerken...

Sevgili yeğenim Mustafa. Bağın içinde gezerken takıldığım yerlerde sandalyeyi itiyor, benim fotoğraflarımı çekiyor. Küçük yardımcım benim...

Trakya İlkeren üzümleri hızla olgunlaşıyorlar. 6 gün öncesiyle karşılaştırabilirsiniz.

Bir Trakya İlkeren salkımı

Ben düşmeye başlamış olan bir Cardinal salkımı

Yalova İncisi salkımı, o da hızla olgunlaşıyor...

Yerel bir çeşit olan "Kaba nifili" armudu. Özel bir armut bahçemiz yok. Tarla kenarlarında ya da kıyıda köşedeki kendiliğinden çıkmış çöğürleri (armut yabanisi, bunlara ahlat da deniliyor) aşılıyoruz. Bu armutlar, gübre ve kimyasal diğer herhangi bir maddenin ne olduğunu bilmezler. Yaz boyunca yetişen armutların ikinci sırada yetişenidir. Bu armuttan daha önce yetişen yani sezonun ilk armudu "orak armudu"dur. Bu konuyla ilgili bir yazıyı http://www.bodrumbaglari.com/ekin_armut.html linkinden okuyabilirsiniz.

21 Haziran 2008 Cumartesi

Ne sihirdir ne keramet, Semih'te marifet

Bir muhteşem zafer gecesi daha. İnternet sitelerinin, gazetelerin, televizyonların işi gittikçe zorlaşıyor. Çünkü bu mucizeleri tarif edecek kelimeleri yan yana getirmek çok zor.
Hani denilir ya, "ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet." Bu lafı şöyle değiştiriyorum; "ne sihirdir ne keramet, Semih'te marifet". Böyle diyorum ama yine de bu "sihir" gibi bişey.
Bundan önceki maçlarımızda iyi oynamamıştık, ama adeta mucizeler gerçekleşmiş ve maçları kazanmıştık. Bu maçta iyi oynadık, en azından belli bir çizgiyi tutturduk. Hatta maçın uzatma dakikalarını daha iyi oynayan taraf bizdik. Ama bu oyun maçı yine zora sokmamızın önüne geçemedi. Maç penaltılara kaldı derken, saçma sapan bir gol yedik. Ve çok ama çok kişi maçı kaybettiğimizi düşünüyordu ki, o mucize gol geldi. "Hakem son düdüğü çalmadan maç bitmez... falan filan falan..." edebiyatlarına da hiç itibar etmiyorum. Böyle bir maçın son 2 dakikasını 100 defa tekrar etseniz kaçında bu sonucu alabilirsiniz ki? Eğer 5 tanesinde alabilirseniz, öpün de başınızın üstüne koyun. Ama futbol böyle bişey işte. Top yuvarlak ve bu oyun mucizelere açık. Bu 5'in üçü bize denk geldi, hem de arka arkaya. Ama mucizeler de durup dururken gerçekleşmez. Bunu gerçekleştirenlerin de hakkını sonuna kadar teslim etmek gerek...Hepinize çok, çok, çok teşekkürler.

Bundan sonraki maçlarda, dikkat ediniz maçlarda diyorum. Bu maçlar yarı final ve final maçları oluyor, biz geride olabiliriz ya da beraberedir maç. Yan hakem uzatma dakikalarını işaret eder. Muhtemelen 3 veya 4 dakikadır uzatmalar. Uzatma dakikaları oynanır, biter, ama maç bitmez. Herkesin gözü hakemdedir ama hakem maçı devam ettirmektedir. Tirübünler çılgına döner, stat dışında ve Avrupanın değişik yerlerinde olaylar çıkmaya başlar. UEFA başkanı maçın dördüncü hakeminin yanında alır soluğu, derhal kulaklıktan hakemle konuşmasını ve maçı bitirmesini söylerken tam bu sırada Çılgın Türkler golü atar. Ve maç biter. Herkes hakemin neden böyle yaptığını merak etmektedir ve yapacağı açıklamaya odaklanmışlardır.

Hakem der ki; "Türkler son saniyede gol atmadan maç bitmez ki!..."

Birden uykusundan fırlayarak ter içinde uyanır ve "aman Allahım, rüyaymış, kötü bir rüya" der rakip takımın hocası.

İyi de, bu turnuvada oynadığımız maçlarda, neyin rüya, neyin gerçek olduğu arasında bir çizgi kaldı mı sizce?...

19 Haziran 2008 Perşembe

Daha Karpuz Kesece(ğ)dik :)

Köyde yaşamanın güzel taraflarından birisi de bir çok şeyi yetiştirebilmek. Hem taze oluyorlar, hem onu yetiştirmek ve dalından koparmanın hazzını yaşıyorsunuz, hem de kendiniz ürettiğiniz için yediğiniz ürünün ne şartlarda ve nasıl üretildiğini bilebiliyorsunuz.
Bu karpuzların yetiştiği yer bir dere yatağı ve yanında biraz domates, biraz da börülce var. Yalnız dere yatağı dediysem, su akan, bir süre sonra da kuruyan bir derenin yatağı değil. Kışın çok yağmur yağdığı gün akar sadece, o kadar. Bu dere yatağı gecenin ayazını çekiyor ve geceyle gündüz arasında ciddi bir sıcaklık farkı olşuyor, bu da meyve, sebzenin iyi yetişmesinde, aromatik olmasında önemli bir faktör.


18 Haziran 2008 Çarşamba

Bağlarda Salkım Güvesi

(Biliyorsunuz-dur-) Bağlara musallat olan çeşitli hastalık ve zararlılar var. Eğer araziniz (ya da sahanız diyelim) birçok hastalık ve zararlıyla bulaşık değilse, mücadele etmeniz gereken çok fazla sayıda hastalık ve zararlı yok demektir. Külleme ve salkım güvesi ile mücadelenizi yapın gerisi o kadar da önemli değil.
Salkım güvesi ile mücadelede ilaçlama yapılacak dönemler, salkımlardaki tanelerin büyüklükleri baz alınarak ya da daha önceki yıllardaki tecrübelere dayanılarak belirlenebilirse de, asıl olarak, Tahmin-Uyarı sisteminden yararlanılmalıdır. Tahmin-uyarı istasyonlarının hitap ettiği bağ alanı içerisinde, ilk yumurta ve ilk larva çıkışı saptanır ve bağda ilaçlama yapılması gereken zaman tespit edilir. Tahmin-uyarı için eşeysel çekici tuzaklar kullanılır.Bu tuzakların üst kısmındaki karton, dış etkenlere karşı (nispeten) koruyucu görev yapar. Alttaki kartonun içindeki yüzey ise yapışkanlıdır. Bu yapışkanın tam orta yerinde bir eşeysel cezbedici vardır. Bu cezbediciye gelen salkım güvesi kelebekleri yapışkan zemine yapışır ve kalırlar. Bunlar sayılarak popülasyon yoğunluğu ve buna bağlı olarak da ilaçlama zamanı tespit edilir. Salkım güvesi ve mücadele hakkında daha geniş bilgi için http://www.tagem.gov.tr/yayinlar/kitap3/salguv.html linkine tıklayabilirsiniz.

17 Haziran 2008 Salı

Trakya İlkeren

Günler hızla geçiyor, güneş hergün biraz daha fazla ısıtmaya başladı. Eeee, üzümler de buna kayıtsız değiller tabi. Çok erkenci bir çeşit olan Trakya İlkeren'e çoktan ben düştü bile. Bu ayın sonuna kaldı ya da kalmadı ilk salkımı keseriz.
Trakya İlkeren melezleme yoluyla elde edilmiş bir çeşit. Adını da melezlemenin yapıldığı Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsünün bulunduğu bölge olan Trakya bölgesinden alıyor.
Trakya İlkeren, Alphonse Lavalle üzümü ile Perlette (çekirdeksiz üzüm) üzümünün melezlenmesinden elde edilmiş. Siyah rengi ve ağırlıklı olarak tadını Alphonse'dan, salkım şeklini ve erkenciliğini de Perlette'den almış. Çekirdeğinin küçüklüğü ve azlığı da Perlette'den geliyor. Tane büyüklüğü Perlette'den biraz büyük, Alphonse'dan da küçük. Tadı ise oldukça güzel. Başarılı bir melezleme çalışması olmuş. Aşağıda ben düşmeye başlamış Trakya İlkeren üzümleri görülüyor.
Bugün öğleden sonra komşumuz Mustafa ve Bilgi ile onların ve bizim yeni komşumuz Hüseyin ve eşi Sara ve Hüseyinlerin İngiliz misafirleri geldiler. Hüseyinlerle ilk defa tanıştık. Hüseyin aslen Kıbrıslı ama uzun yıllar İngiltere'de yaşamış, eşi de İngiliz. Misafirleri de yılda 2-3 defa Türkiye'ye (Bodrum'a) tatile geliyorlarmış. Devamlı ülkemizi tercih eden insanlar olması ne kadar güzel...
Biraz şarap da içtik tabi:) Misafir İngilizler, "Türkiye'de şimdiye kadar içtiğimiz en güzel Türk şarabı" dediler. (Ancak burada bir yanlış anlaşılma olmasın, benim böyle bir iddiam yok. Ben sadece kendi şarabımı yapıyorum, o kadar. Onların güzel Türk şaraplarını bilmedikleri ya da denk gelmedikleri için, daha fazla şarapla kıyas yapma şansı bulamadıkları için böyle söylediklerini düşünüyorum.)

16 Haziran 2008 Pazartesi

Euro-2008 'de Muhteşem Zafer Gecesi

Dün gece, muhteşem bir geceydi. Ama maçın ilk yarısında, "bu maç bizim maçımız olmasa izlemezdim. Bizim maçımız olduğu halde, bu kadar önemli bir maç olmasaydı yine izlemeyebilirdim..." diye düşünürken, maç bittiğindeyse, "bu maçı kaçırsaydım çok, ama çok üzülürdüm" diye düşünüyordum. Coşku doruktaydı.
Bu maçın son 15 dakikasında neler oldu onu da pek anlamış değilim. Aslında bunu anlayan da yok:) Herkes kendince bişeyler söylüyor. Hatta Fatih Terim'in de bişey anladığını sanmıyorum. Şans da yanımızdaydı, bunu da teslim etmek lazım.

Bu maçın böyle olmasında, Çeklerin Portekiz maçının son dakikasında yedikleri golün de çok etkisi var. Eğer o golü yememiş olsalardı, gruptan çıkmak için beraberlik yetecekti, penaltılara gidilmeyecekti. Dolayısıyla maç 2-1 e geldikten sonra, ya 2-2 olursa stresine girmeyeceklerdi. Çünkü beraberlik de yetecekti onlara. Fakat beraberlik yetmediği için bu strese girdiler ve ne olduysa ondan sonra oldu. Beraberlik golü de, galibiyet golü de geldi bizim için. Artık o decece abondone olmuşlardı ki, maç biraz daha uzasaydı daha da atardık...

Maçın ikinci yarısının ikinci yarısında herkes iyi oynadı. Arda, Nihat, Hamit ve Sabri bir başkaydılar.
Hamit üç golün de pasını verdi.
Ama ne zaman?
Orta sahaya geçtikten sonra:)
Neysee... girmeyelim bu konulara.
Kazanan her zaman haklıdır. Dolayısıyla Fatih Terim de haklı.
Ama neden maçın son 15 dakikasına kadar onu sağ bekte oynattığını anlamak da evrenin sırrını çözmek gibi bişey:)

Devre arasında ne demişmiş... Herkes bunu merak ediyor.
Hamit orta sahaya geçti, futbolcular da kafalarına göre takıldılar, şans da yardım etti, sonuçta olan bu.
Taktik mi, ne taktiği!
Ya herro, ya merro taktiği...
Ama biz "yürü aslanım, hadi koçum, vatan millet sakarya" edebiyatına o kadar alışmışız ki, devre arasında Fatih Terim'in yine böyle dediğini ısrarla duymak istiyor insanlar.
Neymiş,
Devre arasında, "yenilmekten korkmayın, çıkın oynayın..." demiş.
İyi de kardeşim, maçın tamamı için bunları söylemek çok mu zor?
İlla uçurumun kenarına gelmek mi gerekiyor.
Ya Çek kaleci o hatayı yapmasaydı...
Ya karşı takımın hocası yönetim zaafiyeti göstermeyip de, Koller'i çıkarıp yerine Milan Baros'u alsaydı...

Biz bu kupayı kazanabiliriz. Galiba da kazanacağız.
Kazanırız ama, bu kafayla gidersek, 2002'den 2008'e kadar geçen sürede olduğu gibi yine bir kaç turnuvaya da katılamayabiliriz.
Kolay eleme grubundan bile, olmak olmamak maçları oynayarak ne zorlukla çıktığımızı unutmayın.
Bizim insanımız bu olmak olmamaktan beslenmeyi çok seviyor.
Baştan sona belli bir çizgide oynadığımız tek bir maç yok.
Plan, program, taktik maktik, rasyonalite hak getire...

Herşeye rağmen kazanmak çok güzel. Bu coşkuyu yaşamak çok güzel. Emeği geçen herkese çok teşekkürler...

11 Haziran 2008 Çarşamba

Nihayet Yazıyı Gönderdim:)

Bugün dergiye yazdığım yazıyı son bir kez gözden geçirip gönderdim. Son birkaç aydır dergiyi biraz ihmal ettim, yazı yazmamıştım ve bunun sıkıntısını çekiyordum. Yazdığımda da yazıyı "pat" diye gönderemiyorum ki. 3-5 gün ara ara okuyup anlaşılması biraz karışık cümle var mı falan diye devamlı kontrol ediyor, düzeltmeler yapıyorum. Böyle de bir huyum var işte. Nihayet bugün vedalaştım:)

Bugünün bağdan fotoğrafı da aşağıda. Erkenci bir üzüm olan Cardinal üzümünden.
DİKKATİMİ ÇEKEN KÜÇÜK BİR AYRINTI:
Bugün TRT2'de ara haber bültenlerinden birinde spiker, motorine 11 ile 12 YKRŞ arasında zam geldiğini söyledi. O kadar. Sadece bir cümle. Ama motorinin fiyatını söylemeden bülteni kapattı. Bayan spiker de bunun farkında olmalı ki, bülten kapanırken mahçup mahçup gülümsedi. Anlaşılan o ki, motorinin fiyatının söylenmesi istenmemiş. TRT artık böyle bir kanal olmuş...
Sahi, dizel yakıtın fiyatı ne kadar? Ben de bilmiyorum. Heralde benzinin fiyatına çok yaklaştı ama ben onu da bilmiyorum:) Televizyonda konuşan otomotiv sektöründen bir kişi, talep fiyat ilişkisine dikkat çekmiş, dizel araçlara çok talep olduğunu ve bunun da dizel yakıt fiyatını artırdığını/artıracağını söylemişti. Böyle devam ederse Çiftçinin hali ne olacak bilmiyorum. Nasıl sürülecek bu tarlalar? Çiftçinin tarlasını işlemek için aldığı mazottan ÖTV vergisi alınması kadar abuk sabuk bişey olamaz...

10 Haziran 2008 Salı

Rıdvan Abi'nin Ziyareti

Bugün öğleden sonra Bodrum'dan Rıdvan Dursun abi geldi. Geçen yılki Fransa ve İtalya gezisinin fotoğraflarına baktık. Bağlar ve şaraplar hakkında sohbet ettik. Onun "ev şarapları" için etiket çalışması yaptık. Bu arada zamanın nasıl geçtiğini de anlayamadık tabi. Konuşulacak birçok şey daha vardı, onlara bile sıra gelmedi...

Bağlardan da bir fotoğraf. Cabernet Sauvignon üzümlerim bugün itibarıyla yukarıdaki fotoğraftaki gibiler. Herşey yolunda gidiyor:)

09 Haziran 2008 Pazartesi

Son Yeşil Budama

Şubat ayında kış budamasıyla başladı budamalar. Daha sonra yeşil budamalarla devam etti. Ve şimdi son yeşil budamayı yapıyoruz.

Yukarıdaki asmada (ve asmalarda) daha önce yeşil budama yapılmıştı. Daha sonra yine bu hale geldi. Yani, "yine yeşil budama yap" diyor:)

Yukarıdaki fotoğrafta yeşil budama yapılıyor.

Ve yeşil budama yapılmış hali:)

Budama devam ediyor...

08 Haziran 2008 Pazar

Roland Garros-2008 Tek Erkekler

Bugün Bodrum-Yahşi'deki Yahşi Tenis Kulübünün düzenlediği turnuvanın final maçları vardı. Karar vermiştim oraya gidecektim. Fakat bazı sebeplerden dolayı kararımı değiştirdim ve gitmekten vazgeçtim.
Tabii oraya gitmedim ama yine de günün içinde tenis vardı. Roland Garros (Fransa Açık) tenis turnuvasının son günüydü bugün. Finalde yine Rafael Nadal ve Roger Federer var. Nadal'ın toprak kort performansı ve bu turnuvada da finale gelinceye kadar gösterdiği performans göz önüne alındığında aslında maçın sonucu baştan belli gibi bişeydi. Öte yanda da kazanamadığı tek Grand Slam bu olan dünya bir numarası Roger Federer var. O Federer ki, bütün yıl boyunca bu turnuvayı hedeflemiş, toprak korta özel hocayla çalışmış. Bütün amacı koleksiyonundaki tek eksik olan Roland Garros'u kazanmak. Ama insanın karşısında Nadal gibi bir toprak kort ustası varsa çok istemek de yetmiyor işte.
Tam maç başladığı anda misafir geldi. Ben de birinci seti ancak göz ucuyla seyredebildim. Zaten set de göz açıp kapayana kadar bir zamanda 6-1 Nadal'ın üstünlüğüyle bitti. İkinci setin başında misafirim gidince ben de pür dikkat kesildim maça. İkinci setin başında Nadal yine 2-0 öne geçmişti. Bu set de uzun sürmeyecek diyordum ki, Federer durumu 3-3'e getirdi. "Acaba" mı demeye kalmadan, onun da sonu gelmedi ve ikinci seti de 6-3 Nadal aldı. Maç da burda bitti gibi bişey oldu zaten. Diğer setten bahsetmiyorum bile. O da 6-0 bitti. Federer'in hayali de bir başka bahara kaldı yine...

07 Haziran 2008 Cumartesi

Roland Garros-2008 Tek Bayanlar


Roland Garros (Fransa Açık) Tenis turnuvasının teklerdeki sondan bir önceki maçı, yani tek bayanlar finali, bugün Ana İvanovic ile Dinara Safina arasında oynandı. Final maçları önceki turlarda oynanan maçlar kadar seyir zevki vermezler genellikle. Bu maç da onlardan biriydi. Safina'nın daha önceki turlarda göstermiş olduğu etkileyici performansa rağmen maçı İvanovic'in kazanacağını düşünüyordum. Dahası, bunu istiyordum. Çünkü, herkesin Sharapova dediği günlerden ben İvanovic hayranıyım. Sharapova'yı çok soğuk buluyorum.
Gelelim maça;
İlk sette İvanovic 4-1 öne geçtikten sonra, Safina durumu 4-4'e getirdiğinde, acaba daha önceki geri dönüşleri gibi mi olacak demiştim. Ama olmadı. Biraz zor da olsa İvanovic seti 6-4 aldı. İkinci sette de fazla zorlanmadı ve bu seti de 6-3 alarak, maçı 2-0 kazandı.
Maçın kaderini belirleyen puanlar genellikle basit hatalardan geldi. Seyirciyi ayağa fırlatacak güzellikteki winner sayısı yok denecek kadar azdı. Yine de zaman zaman güzel vuruşlar seyrettik. Her iki tenisçinin biraz gergin olduğu gözlerden kaçmadı. İvanovic oynadığı üçüncü Grand Slam finalinde ilk şampiyonluğunu elde etti. Geçen yılki finalde çok kötü oynamış ve hayal kırıklığı yaratmıştı. Bu maç öncesinde dünya klasmanında birinci sıraya çıkması kesinleşen İvanovic bunu bir de şampiyonlukla taçlandırdı.
Bana göre; hem oyunuyla, hem de güzelliği ve zerafetiyle 1 numaraya çok yakıştı İvanovic.

06 Haziran 2008 Cuma

Merhabaaa

Merhaba,

Ben de bir Blog oluşturayım dedimdi.
Sonrası burası işte...

Şarap yapmaktan ve şarabı konuşmaktan (ve tabii üzüm yetiştirmekten) ve bir kadeh de içmekten hoşlanıyorum.



Tenis; oynamaktan çok hoşlanıyordum, artık oynayamıyorum. Ama seyretmek de güzel...



Sanırım bu blogda şarap (dolayısıyla bağlarımız ve çiftliğimiz) ve tenis sıklıkla yer alacak...